Bunları Biliyor musunuz? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bunları Biliyor musunuz? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2010 Çarşamba

Bilgisayarım 32-bit mi yoksa 64-bit mi?

İnternet’ten bilgisayarınıza bir yazılım indirirken bazen yazılımın indirme seçenekleri arasında 32-bit veya 64-bit yazısı bulunur. Bu durumda bilgisayarınıza uygun olanı indirmelisiniz. Yani bilgisayarınızın kaç bit olduğunu bilmelisiniz.
İlk olarak şu “bit” meselesini tanımlayalım. “bit”in başındaki sayı işlemcinin tek bir çevrimde taşıyabileceği veri miktarını ifade eder. Bu sebepten dolayı gerekli yazılımsal ve donanımsal destek sağlandığında, 64 bit bir işlemci 32 bit olan bir işlemciye göre 2 kat daha fazla işlem hacmine sahiptir. Bu yüzden bilgisayarınızaki yazılımları iki kat daha hızlı kullanabilirsiniz.
64 bit destekli bir bilgisayar ve yazılımlar ile her zaman yaptığınız çalışmaları olduğundan çok daha hızlı yapabilirsiniz. 64 bit teknolojisi aynı zamanda, dosya boyutu ve daha fazla bellek adresleyebilme özellikleri ile sunucu tabanlı sistemlere büyük çözümler getirmiştir. Yalnız size bir tavsiye. Bilgisayar sisteminizi 64-bit’e geçirmeden önce kullandığınız yazılımların 64-bit versiyonlarının olduğunu kontrol edin. Yoksa sisteminizdeki bu güncelleme pek de gerekli olmayacaktır.
Peki bilgisayarınızın kaç bit olduğunu nasıl anlayacaksınız? Bu işletim sisteminize göre farklılık gösterir. Bu yüzden işletim sisteminizi seçerek altında gösterilen yolları izleyin.

XP’nin kaç bit olduğunu öğrenmek
  1. Yol:
    1. Bilgisayarınızın “Bilgisayarım(My Computer)” ikonuna sağ ile tıklayıp açılan menüde en aşağıda bulunan “Özellikler(Properties)”i seçin.
    2. Açılan pencerede “Genel(General)” sekmesine gidin,
      • Eğer “Sistem:(System:)” başlığı altında Windows XP Professional Version yazıyorsa sisteminiz 32-bit demektir,
      • Eğer aynı yerde Windows XP Professional x64 Edition Version yazıyorsa sisteminiz 64-bit demektir.
  2. Yol:
    1. Bilgisayarım>Çalıştır yolunu izleyin,
    2. Açılan penceredeki yazı çubuğuna winmsd.exe komutunu yazın, 
    3. Komutu girdikten sonra açılan pencerede sağ bölümde bulunan “Item” başlığı altındaki “Processor” yazısını bulun,
      • Eğer “Processor” yazısının yanındaki açıklama x86 ile başlıyorsa bilgisayarınız 32-bit demektir,
      • Eğer “Processor” yazısının yanındaki açıklama ia64 veya AMD64 ile başlıyorsa bilgisayarınız 64-bit demektir.
Vista’nın kaç bit olduğunu öğrenmek
  1. Yol:
    1. Bilgisayarınızın “Bilgisayar(Computer)” ikonuna sağ ile tıklayıp açılan menüde en aşağıda bulunan “Özellikler(Properties)”i seçin.
    2. Açılan pencerede “Sistem(System)” bölümünün altında en aşağıda bulunan “Sistem Türü:(System Type:)”nün açıklaması size Vista’nızın kaç bit olduğunu direkt olarak gösterecektir.
Windows Server 2003′ün kaç bit olduğunu öğrenmek
  1. Yol:
    1. Bilgisayarım>Çalıştır yolunu izleyin,
    2. Açılan penceredeki yazı çubuğuna sysdm.cpl komutunu yazın,
    3. Açılan pencerede “Genel” sekmesine gidin,
      1. Eğer “Sistem” başlığı altında  Microsoft Windows Server 2003 Enterprise x64 Edition yazıyorsa bilgisayarınız 64-bit demektir,
      2. Eğer aynı yerde Microsoft Windows Server 2003 Enterprise Edition yazıyorsa bilgisayarınız 32-bit demektir.
  2. Yol:
    1. Bilgisayarım>Çalıştır yolunu izleyin,
    2. Açılan penceredeki yazı çubuğuna winmsd.exe komutunu yazın,
    3. Komutu girdikten sonra açılan pencerede sağ bölümde bulunan “Item” başlığı altındaki “Processor” yazısını bulun,
      • Eğer “Processor” yazısının yanındaki açıklama x86 ile başlıyorsa bilgisayarınız 32-bit demektir,
      • Eğer “Processor” yazısının yanındaki açıklama ia64 veya AMD64 ile başlıyorsa bilgisayarınız 64-bit demektir.
Mac OS X
Bir başka işletim sistemi olan Mac OS X’in herhangi bir sürümüne yazılım indirirken aramanız gerek özellik sadece indireceğiniz yazılımın kullandığınız Mac OS X sürümünü destekleyip desteklemediğidir. Bunun dışında uyumluluk açısından başka bir sorun yaşamazsınız.
Kaynakça:

14 Eylül 2010 Salı

Heykellerin sırrı...

Bunları biliyor musunuz?
 Park''larda görülen atlı heykellerin ön iki ayağı havada ise heykeldeki kişi, bir savaşta ölmüştür. Eğer yalnızca bir ayağı havada ise, savaşta yaralanmış demektir. Eğer dört ayak da yerdeyse, normal nedenlerle ölmüştür.

Yağmurda karıncalara niçin bir şey olmuyor?

Bunları biliyor musunuz?
Yağmurda karıncalara niçin bir şey olmuyor?
Bir karıncayı alın, suyun içine batırın, saatlerce tutun ölmez. Sudan çıkardığınızda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Su, karıncaların çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemiş gibi olurlar. Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanılmazdır. Ne var ki, karıncalar yağmur ve seller altında bu şekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yağmuru hissedince yuvalarına giriyorlar ve giriş yollarını tıkıyorlar. Ateş karıncası denilen bir türünde ise karıncalar birbirlerine tutunarak sel sularının üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çıkıyorlar. Tabii kraliçe karınca ortada, yüksekte ve mümkün olduğunca kuru tutuluyor.

Kediler nasıl hep dört ayak üzerine düşerler?

Bunları biliyor musunuz?
Kediler nasıl hep dört ayak üzerine düşerler?
Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belirli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar. Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratabileceği tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki, 32 katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, 7 katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da 'limit hız' ile izah ediyorlar. Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte 100 kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Kuşlar niçin 'V' şeklinde uçuyorlar?

Bunları biliyor musunuz?
Kuşlar niçin 'V' şeklinde uçuyorlar?
Bir görüşe göre kuş sürülerinin 'V' şeklinde uçmalarının amacı enerji tasarrufudur. Bu uçuş şekli ile öncelikle en öndeki kuş, bir arkadaki kuşa gelecek rüzgarı ve hava direncini engeller ve daha az enerji sarf etmesini sağlar. İkinci bir görüşe göre ise, kuşların gözleri başlarının yanındadır, dolayısıyla tam önlerini göremezler. Bu uçuş şekli ile sürünün fertlerinin birbirini görerek, kaybolmadan bir arada kalması sağlanır. Bu görüşe karşı olanlar ise kuşların geceleri de uçtuklarını, bu nedenle öndeki kuşu görmenin önemli olmadığını zaten sürüyü kuşların bağırışlarının bir arada tuttuğunu ileri sürüyorlar.

Atlar nasıl ayakta uyuyabiliyorlar?

Bunları biliyor musunuz?
Atlar nasıl ayakta uyuyabiliyorlar?
Amerikan kovboy filmlerinde, atların geceleri kamplarda veya gündüz barların önünde daima ayakta, binilmeye hazır vaziyette durduklarını seyrederiz. Doğrudur, atlar nadiren yatarlar, genellikle hasta oldukları veya doğum yapacakları zaman. Atlar günlerce, hatta haftalarca yere yatmadan ayakta durabilirler ve yol gidebilirler. Ayakta dururken dizlerini kilitlemeleri ve uyumaları mümkündür.

Tellere konan kuşlar niçin çarpılmıyorlar?

Bunları biliyor musunuz?
Tellere konan kuşlar niçin çarpılmıyorlar?
Elektrik akımı, direnci sevmez. Eve dönmek için daima en kısa ve kolay yolu tercih eder. Bir su birikintisi içinde iseniz ve elektrikli bir tele dokunursanız, akım telden en kolay yol olan vücudunuza girer, oradan da son derece iletken olan su birikintisine geçerek, topraktan eve döner. Elektrik telleri üzerine konan kuşların toprakla alakaları yoktur. Onlar elektriğin evine dönmesi için bir kısa yol yaratmazlar. Elektrik onların vücudundan geçmektense, kendisine kuş vücudundan daha az direnç gösteren, iki ayakları arasındaki teli tercih eder. Kuşlar da bu nedenle bütün bir gün boyu, yüksek voltaj taşıyan, çıplak elektrik telleri üzerinde durabilirler.

İngilizcedeki tüm harfler bu cümlede:)

Bunları biliyor musunuz?
 İnglizce'deki tüm harfler 'the quick brown fox jumps over the lazy dog' cümlesinde yer alıyor.

Tarihin en kısa savaşı

Bunları biliyor musunuz?
 Tarihin en kısa savaşı İngiltere ile Zanzibar arasında oldu. Zanzibar savaş başladıktan 38 dakika sonra teslim oldu.

Dünyanın etrafını dolaşan ilk insan kimdir?

Bunları biliyor musunuz?
Dünyanın etrafını dolaşan ilk insan kimdir?

Zenci Henry... Ferdinand Macellan dünyanın etrafındaki turunu asla tamamlayamadı. 1521’de Filipinler’de henüz turun yarısındayken öldürüldü. Macellan 1511’de Portekiz’den çıkıp Hint Okyanusu’nu geçerek önce Uzakdoğu’yu ziyaret etti. Zenci Henry’yi 1511’de Malezya’daki bir köle pazarında buldu ve onu geldiği yoldan Lizbon’a götürdü. 1519’da çıkılan dünya turu girişimi de dahil olmak üzere bundan sonraki tüm yolculuklarında Zenci Henry, Macellan’ın yanında gitti. Bu yolculuk diğer yönden, yani Atlas Okyanusu’nu ve Büyük Okyanus’u geçerek gerçekleşti, bu yüzden 1521’de Uzakdoğu’ya vardıklarında Zenci Henry dünyanın etrafını tam olarak dolaşmış olan ilk insan oldu.

Şampanyayı köpürten şey nedir?

Bunları biliyor musunuz?
Şampanyayı köpürten şey nedir?
Şampanyayı karbondioksit değil, pislik köpürtür Tamamen pürüzsüz ve temiz bir kadehte karbondioksit molekülleri görünmez bir şekilde buharlaşır, bu yüzden uzun zamandır kabarcıkların oluşmasına neden olan şeyin bardaktaki küçük kusurlar olduğu varsayılırdı. Fakat, yeni fotoğraf teknikleri bardaktaki iz ve pürüzlerin bu kabarcıkların sürekli asılı kalmalarına yetecek boyutta olmadığını gösterdi: Bardakta kabarcıkların oluşmasına neden olan şey, bardağın içindeki mikroskobik toz ve tüy parçacıklarıdır.

En yüksek bulut nerededir?

Bunları biliyor musunuz?
En yüksek bulut nerededir?

Uluslararası Bulut Atlas Ölçeği’ne göre 0’ıncı bulut katmanı en yüksek bulut katmanıdır, bu katman, 12 bin metre yükseklikte bulunabilen incecik bir katmandan oluşan sirrus olarak bilinir.

Kanarya Adalarının ismi hangi hayvandan gelir?

Bunları biliyor musunuz?



Köpeklerden. Aslında kuşlar adaya değil, ada kanarya kuşlarına ismini vermiştir. Bu takımada adını, en büyük adasında bulunan hem vahşi hem de evcil çok miktardaki köpekten dolayı, Romalılar tarafından verilen ‘Köpek Adası’ isminden (Insula Canaria) almaktadır.

Ses duvarını aşan ilk icat nedir?

Bunları biliyor musunuz?


Kırbaç... Kırbaç 7 bin yıl önce Çin’de icat edildi, fakat kırbaç ‘şaklaması’nın, kırbacın sapına çarpan derinin sesi olmayıp, mini bir ses duvarı patlaması olduğunun anlaşılması ancak 1927’de yüksek-hızda fotoğrafçılığın icadıyla mümkün oldu.

Laleler nereden gelir?

Bunları biliyor musunuz?


Bizim gibi İranlılar’ın da milli çiçeği olan lalenin kökenini pek çok kişi Hollanda sanıyor. Oysa Amsterdam’dan olsun ya da olmasın laleler, Hollanda’nın yel değirmenleri ve sabolar kadar ünlü bir sembolüdür. Ama aslında lalelerin kökeni Hollanda değildir. Hollanda’ya İstanbul’dan ilk lale, topu topu 1554’te getirildi.

Acı biberin en acı kısmı neresidir?

Bunları biliyor musunuz?

Acı biberin en acı kısmının çekirdekleri olduğuna dair inancın tersine asıl acı olan kısım, o çekirdeklerin tutunduğu merkezdeki zardır. Bu zar, en fazla kapsaisin içeren kısımdır. Kapsaisin bibere ayırt edici acılığını veren renksiz, kokusuz bileşiktir.

Nükleer savaştan sağ çıkması en muhtemel şey nedir?

Bunları biliyor musunuz?
Nükleer savaştan sağ çıkması en muhtemel şey nedir?

Karafatma yanlış cevap. Dr. Wharton’ların 1959’daki çığır açan araştırmasından beri karafatmaların bir nükleer savaşta ilk ölecek böceklerden olduğunu biliyoruz. Radyasyona dayanıklılık kralı Deinococcus radiodurans bakterisidir. Bu bakteriler 1.5 milyon rad’a kadar dayanabilirler, dondurulurlarsa bu limit iki katına çıkar.

İlk bilgisayar virüsü gerçek bir böcek miydi?

Bunları biliyor musunuz?

Hem evet hem hayır. Önce “evet.” 1947’de Harvard Üniversitesi’nde röle anahtarına sıkışan bir güve, geniş, havalandırmasız bir odaya konmuş olan Amerikan Donanması’nın Mark II bilgisayarının kilitlenmesine sebep oldu. Teknisyenler tahrip olmuş böcek ölüsünü çıkardılar ve makineyi yeniden başlatmadan önce kayıt defterindeki yazının yanına yapıştırdılar. Ama şu “virüs” kelimesi buradan mı geliyor? Hayır. Bir makinede oluşan hata ya da yanlış anlamında kullanılan “virüs” kelimesi 19. yüzyıla dayanır. 1889’da yayımlanmış bir gazete haberine göre Thomas Edison “iki gecedir fonografındaki virüsü aradığı için uyumamıştır.” Webster sözlüğü 1934 baskısında “virüsün” modern anlamına yer vermiştir.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Napolyon’un en aşağılayıcı yenilgisi neyle ilgilidir?

Bunları biliyor musunuz?

Waterloo hiç kuşkusuz Napolyon’un en ezici yenilgisi olmakla beraber, onun en utanç verici yenilgisi değildi.1807’de, Fransa, Rusya ve Prusya arasında bir dönüm noktası niteliğindeki Tilsit Barışı’nı imzalayan Napolyon’un keyfi yerindeydi. Bunu kutlamak için İmparatorluk Sarayı’nın öğleden sonra bir tavşan avı düzenlemesini önerdi. Bu av, Napolyon’un çok güvendiği kurmay başkanı Alexandre Berthier tarafından organize edildi. Napolyon’u etkilemeye can atan Berthier, İmparatorluk Sarayı’nın konukları meşgul edecek kadar av hayvanına sahip olduğunu göstermek için binlerce tavşan satın aldı. Parti vakti geldi, av başladı ve av hayvanlarının bekçileri avları saldı. Ama av felaketle sonuçlandı. Berthier yabani değil, evcil tavşan almıştı; bu tavşanlar da öldürülmekten ziyade besleneceklerini düşündüler. Tavşanlar canlarını kurtarmak üzere kaçmak yerine, büyük şapkalı ufak tefek bir adama yöneldiler ve onu kendilerine yemek veren bakıcılarıyla karıştırdılar. Aç tavşanlar saatte 56 km’lik azami hızlarıyla Napolyon’a hücum ettiler. Av partisindekiler (artık tam bir kargaşaya dönmüştü) onları durdurmak için hiçbir şey yapamıyordu. Napolyon’un, açlıktan kırılan hayvanları çıplak elleriyle savuşturmaya çalışarak kaçmaktan başka bir seçeneği yoktu. Ama tavşanların şiddeti dinmedi ve İmparatoru at arabasına kadar püskürttüler; bu sırada Napolyon’un adamları tavşanları nafile kırbaçlıyorlardı. Bu fiyaskonun günümüzdeki anlatımlarına göre, Fransa İmparatoru tamamen hırpalanmış bir vaziyette ve utanç içinde arabasına koşturdu.

Su ne renktir?

Bunları biliyor musunuz?

Alışıldık cevap suyun rengi olmadığıdır; su “şeffaf” ya da “saydam”dır ve denizin mavi görünmesinin tek sebebi gökyüzünün denizin üzerine yansımasıdır. Ancak bu doğru değil. Su aslında son derece soluk bir tonda olsa da mavidir. Bunu doğada, kardaki derin bir deliğe ya da donmuş bir şelalenin kalın buzlarının içine baktığınızda görebilirsiniz. Çok büyük ve çok derin beyaz bir havuzu suyla doldurup içine baktığınızda, su mavi görünecektir.